|
ORGANİK ARICILIK
Son yıllarda artan nüfusa paralel olarak
tarım ve gıda bilimlerindeki üretimi artırmaya yönelik teknikler
toplumsal hastalıkların, alerjilerin, dengesiz beslenme
alışkanlıklarının, pestisid, hormon ve antibiyotik kalıntılarının
ortaya çıkmasına ve genel yaşam kalitesinin azalmasına neden
olmuştur. Bu durum alternatif gıda kalitesine bir eğilim
getirmiştir. Tüketici gıdanın kaynağını, güvenilirliğini, işleme ve
depolama koşullarını, bulaşma risklerini sorgulamaya başlamıştır.
İşte; “biyolojik”, “organik”, “ekolojik”, “kontrollü”
gıda temini böylece gündeme gelmiştir.
Organik Arıcılık ; doğada
bulunan nektar, polen, su ve propolisin arılar tarafından toplanarak
çeşitli arı ürünlerine dönüştürülmeleri işleminde, üretimden
tüketime kadar tüm aşamalarında suni besleme ve kimyasal ilaçlama
yapmadan, organik tarım alanlarında veya doğal yapısı bozulmamış
florada her aşaması kontrollü ve sertifikalı yapılan arıcılık
faaliyetlerine denir. Arı ürünlerinin organik üretim olarak
nitelendirilmesi, kovanların özellikleri ve çevre kalitesi ile
yakından ilişkilidir.
* Ülkemiz doğal yapı ve nektar
kaynakları bakımında çok zengin olup,arıcılık açısından son derece
büyük bir potansiyele sahiptir. Dört milyona yaklaşan koloni
sayısı ile dünyada ikinci ve yıllık 70.000 ton bal üretim kapasitesi
ile dünyada dördüncü sırada yer almaktayız. Ancak; kolonilerin
geleneksel olarak şeker ve şeker şurubu ile beslenmesi, koloni
yönetimindeki aksaklıklar nedeniyle, kovan başına üretilen bal
miktarının az, dolayısıyla, maliyetin yüksek olması, arı hastalık ve
zararlılarının yaygınlığı ve mücadelesinde kullanılan kimyasal
ilaçların kolonide, arı ürünlerinde kalıntı bırakması, konvansiyonel
üretilen bal ile organik üretilen bal arasındaki fiyat farkının %10
ila % 20 arasında değişmesi ve bu farkın arıcı tarafından yeterli
bulunmayışı nedeniyle ülkemizde organik bal üretimini sınırlı
düzeyde yapılabilmektedir
Arıcılıkta Organik Üretimin Esasları
Nelerdir?
Organik arıcılıkta;
arılıkta kullanılan kovanların özellikleri, arılığın bulunduğu çevre
koşulları ve kalitesi, arıcılıkta üretilen arı ürünlerinin özenle
üretilmesi, depolanması, işlenmesi ve pazarlanması, üretimin
esaslarını oluşturmaktadır. Bir organik arıcılık işletmesinin
bulunduğu yörede, diğer arıcılık işletmelerinin de organik arıcılık
prensiplerine uygun olması gerekir. Organik arıcılıkta bir yıllık
bir geçiş dönemi uygulanır. Bu durumda, konvansiyonel üretimden,
organik üretime geçiş için arıcılık işletmesine bir yıllık süre
tanınır ve organik üretim esaslarına uyum sağlamasına çalışılır. Bu
süreden önce arıcılık işletmesi “organik” adı altında ürün satamaz.
* Organik üretimde kovanlarda
kullanılan arıların orijini de önem taşımaktadır. Organik
üretimde kullanılacak arı türü belirlenirken, bölgesel koşullara en
iyi şekilde uyum gösterebilecek, hastalıklara dirençli, “yerel”
ekotipler tercih edilmelidir. Kullanılan arıların kendi ekolojik
koşullarına uygun olması, o ekotipteki arının çevreden en yüksek
nektar ve polen toplama kapasitesine sahip olması gibi bir avantajı
beraberinde getirmektedir. Kovanlar, kolonilerin bölünmesi veya bu
yönetmelik hükümlerine uygun işletmelerden oğul veya kovan alınarak
oluşturulmalıdır.
* Kovanların araziye yerleşimi bir
diğer önemli husustur. Arı nakilleri, stressiz ve kısa
zamanda gerçekleştirecek şekilde olmalıdır. Arıların götürüldüğü
arazide arılar için yeterli miktarda doğal nektar, polen ve temiz su
kaynağı sağlanmalıdır.Temiz olmayan su kaynaklarının hastalık
yayılmasında önemli etken olduğuna dikkat edilmelidir. Kovan
bölgesinin 3 km yarıçapı içerisinde bulunan alanlarda organik
bitkisel üretim yapılmalı veya doğal bitki örtüsü bulunmalıdır.
Kovanlar sanayi alanlarından, karayollarından ve tarım ilaçlarının
kullanıldığı konvansiyonel tarım alanlarından uzağa
yerleştirilmelidir. Konvansiyonel tarım arazilerine yakın olarak
yerleştirilen arılıklardan elde edilen arı ürünleri “organik” olarak
değerlendirilemez.
* Organik arıcılıkta kullanılan
kovanlar doğal malzemelerden üretilmiş olmalıdır. Kovanların
boyanmasında sadece balmumu, reçine, propolis veya bitki yağları
kullanılmalıdır. Kovanların dezenfeksiyonu, pürmüz ile yakılarak
yapılmalıdır.Diğer arıcılık malzemeleri ise kaynar suyla, kostik
soda ve doğal bitki özlerinden yararlanılarak dezenfekte
edilmelidir.
Konvansiyonel üretimden, organik tarıma
geçiş döneminde, kovandaki peteklerin tümünün organik peteklerle
değiştirilmesi gerekmektedir.Bu amaçla; organik bal mumu
kullanılmalıdır. Organik olmayan bal mumu kullanılması durumunda,
kalıntı analizi yapılarak balmumunda ilaç kalıntısı olmadığının
belgelenmesi gerekir.
* Organik arıcılık yapan olan
işletmelerde arı kolonisi, ya organik olarak üretim yapılan
işletmelerden suni oğul olarak veya konvansiyonel arıların organik
petekli çerçevelere aktarılması ile elde edilir. Ana arı ihtiyacı
ise suni tohumlama veya konvansiyonel üretim yapan kolonilerden
yılda % 10 oranında ana arı alınarak giderilebilir. (Bu durumda
geçiş süreci uygulanmaz). Ana arıların yenilenmesi esnasında eski
ana arının öldürülmesine izin verilir ancak ana arıların
kanatlarının kesilmesi yasaktır.
* Organik arıcılık işletmesinde
üretim sezonu sonunda rahat bir kışlama için,kovanlarda yeterince
bal ve polen bırakılmalıdır. Organik arıcılıkta arıların
beslenmesi,kendi kovanlarından elde edilen organik balla
olmalıdır.Ancak arıların yaşamı yapay beslenmeye bağlı olduğu
durumlarda organik olarak üretilmiş bal ve polen veya organik
biçimde üretilen şeker şurubu veya organik şeker melası kullanılır.
Şeker,pekmez,süt,melas,glikoz ve diğer konvansiyonel maddeler
kesinlikle kullanılmaz.
Organik bal ile hazırlanan şuruba takviye
amacı ile herhangi bir katkı maddesi ilave edilmemelidir. Beslemeye
nektar akımından 15 gün önce son verilmelidir. Bir sonraki besleme
ise son bal hasadından sonra yapılmalıdır.
* Arılıkta yapılan her uygulama (ana arı
değişimi,oğul, petek verme, bal sağımı, besleme, ilaç kullanımı,
taşınma vs.)mutlaka düzenli olarak kovan sicil defterine
kaydedilmelidir.Yapılan besleme ile ilgili kovan siciline,
kullanılan ürünün tipi, tarihi , miktarı ve besleme yapılan kovan
numaraları belirtilmelidir.
* Arıcılıkta hastalık ve
zararlılardan korunmak için; hastalığa dayanıklı ırklar,
ekotiplerle çalışılmalı, ana arılar düzenli olarak
yenilenmeli,kovanlarda düzenli hastalık ve zararlı kontrolü
yapılmalı, erkek arı larvaları denetlenmeli, kovan malzeme ve
aletleri dezenfekte edilmeli, yeni petekler kullanılmalı, kovanlarda
yeterli besin kaynağı bırakılmalıdır. Koruyucu önlemlere rağmen
koloniler hastalanır veya zarar görürse, derhal tedaviye alınmalı ve
gerekirse koloniler ayrı alanlarda izole edilmelidir. Tedaviye
alınan organik üretimdeki kolonilere geçiş süresi uygulanmalıdır.
Önleyici tedbir olarak kimyasal bileşimli ilaçlar kullanılmamalıdır.
Profilaktik sentetik uygulamalar yapılmamalıdır. (yavru çürüklüğüne
karşı antibiyotik kullanımı gibi).
* Bal
arısının en yaygın görülen ve en büyük zararlısı olan Varroa ile
mücadelede organik kökenli; formik asit, laktik asit,
asetik asit, okzalik asit, nane, kekik, okaliptüs veya kafur
kullanılabilir.
Günümüzde özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde, insan sağlığı ve
buna bağlı olarak da gıda güvenliği, üzerinde yoğun olarak çalışılan
konulardır.Bu noktada arı ürünleriyle ilişkin olarak varroa
mücadelesi için, insan sağlığına zararlı etkileri olmayan ve balda
kalıntı riski taşımayan doğal maddeler aranmaya başlanmıştır.Yapılan
araştırmalar ışığında Formik asit,Laktik asit ve okzalik asit amaca
uygunluk bakımından Avrupa Birliği ülkeleri tarafından tercih edilen
doğal maddeler olmuştur. Ayrıca esansiyel, uçucu yağ asitleri de
varroa mücadelesinde, arı ürünlerinde kalıntı riski yaratmadan
başarılı sonuç vermişlerdir.
Bu maddeler tariflerine uygun olarak
kullanıldıkları taktirde, insan sağlığı ve arılar üzerine zararlı
bir etki yaratmamaktadır.Dönüşümlü olarak bu ilaçların kullanımının
sağlanması (örneğin; ilkbaharda formik asit, sonbaharda okzalik asit
uygulaması gibi) Varroa’nın bu kimyasallara direnç kazanmasını
önlemek açısından önemlidir. Günümüze dek Varroa’nın bu maddelere
karşı direnç kazandığına dair bilimsel bulgulara rastlanmamıştır.
Varroa mücadelesinde kullanılan bal ve
balmumunda kalıntı bırakmayan bitkisel maddeler özellikle kovan
kontrolleri esnasında tütün yaprağı, okaliptüs ve defne
yapraklarının yakılması akarların öldürücü etkisini % 25-45 oranında
artırmaktadır.Örneğin,tütün yapraklarında nikotinin akar öldürücü
etkisi %75,körükte okaliptüs ve defne yapraklarının yakılması ile
elde edilen dumanın kovan giriş deliğinden arılara verildiğinde % 44
oranında etki etmektedir.Ayrıca
kekik yaprağında bulunan timol,un
varroa mücadelesinde kullanılması akar sayısında % 93 azalma olduğu
görülmüştür. Bunun dışında biyolojik mücadele ile mekanik mücadelede
ayrı bir önem taşımaktadır.
1- Biyolojik mücadele yöntemi:
Petek yüzeyindeki erkek arı gözlerinin imha edilmesidir.
Bu yöntemle, petek yüzeyinde özellikle
erken ilkbaharda gelişen erkek arı gözleri imha edilerek, varroa’nın
gelişmesi doğal olarak durdurulabilmektedir.
2- Mekanik mücadele yöntemi: Bu
sistemde,kışın kovan giriş delikleri açılarak ana arının
yumurtlaması durdurulur. Besin ortamı bulamayan varroalar kovan dip
tahtasına dökülür.
* Bal sağımı da
organik arıcılıktaki en önemli noktalardan birisi olarak
karşımıza çıkmaktadır. Organik arıcılıkta kullanılan
ambalajlar; cam, tahtadan üretilmiş malzemeler, özel üretilmiş uygun
organik kaplama maddelerinden yapılmalıdır.Sağım sırasında kimyasal
sentetik kovucu maddelerin kullanılması yasaktır. Sağım sırasında
temiz ve düzenli bir sistemin kurulması, balların konulacağı
kapların titizlikle hazırlanması gerekmektedir.
* Organik arı ürünlerinin
ambalajlanması esnasında, ürünün organik niteliğini
koruyacak bütün hijyenik tedbirler alınmalıdır.Organik arı
ürünleri konvansiyonel ürünlerden ayrı olarak depolanmalı ve
depolama sırasında herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmamalıdır Arı
ürünlerinin depolanması sırasında oluşabilecek nem, sıcaklık ve
ışık değişimlerine dikkat etmek gerekmektedir. Organik tarım
metoduyla üretilen arı ürünleri ambalajlanırken organik ürün
niteliğinin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Organik arı ürünleri,
karayolları kenarında kesinlikle bekletilmemeli ve satılmamalıdır.
* Organik arıcılık henüz ülkemizde
yeni gelişmeye başlayan bir sektör konumundadır. Daha etkin
koloni yönetiminin uygulanması,koloni başına birim üretimin
artırılarak, maliyetin azaltılması, organik bal üretimi konusunda
arıcıların eğitilmesi ve toplumsal sağlık açısından “temiz ve
kaliteli” bal üretiminin öneminin vurgulanması, organik bala ödenen
fiyat farkının daha cazip kılınması halinde ülkemiz konvansiyonel
bal üretiminde olduğu gibi, organik bal üretiminde de dünyada sayılı
ülkeler arasında yerini alacaktır.
|